ALTI MAYIS BİN DOKUZYÜZ YETMİŞ İKİ

ALTI MAYIS BİN DOKUZYÜZ YETMİŞ İKİ

Bahar ılık ılık bedenleri kuşatıyor.Kadın,erkek, Yaşlı ,genç ,Zengin, fakir İçlerinde hissettikleri kıpırdıya anlam vermeye çalışıyorlar.Sanki , toprağa ekilen tohum filiz verirken, toprağı çatlatarak güneşe koştuğu gibi…Tohumlar yeşeriyor, filizleniyor, fidana dönüyor… Emekli Kamil amca, karısı Gülsüm teyze sabahı iple çekiyorlar, dere kenarına gidecekler, dileklerini bir kağıda yazıp akıp giden derenin suyuna atacaklar ve niyet ateşinin üzerinden atlayarak bin yıldır sahip olamadıkları eve şıppadanak sahip olacaklar , oysa geçen yılda 6 Mayıs Hıdırellez günü aynı şeyi yapmışlardı…Kızları Esma, aradığı erkeği bulmak için niyetini bir kağıda yazıp anasından babasından gizli derenin suyuna atarak, kendisini kollarına atacağı erkeği hayal ederek özlemle beklemeye başlayacak…Oysa anası da babası da Esma’nın bir erkeği nasıl beklediğini biliyorlar; ama ona belli etmiyorlar…Seher vakti herkes hayallerinin tutsağı olarak derenin yolunu tutuyor… Gençlik Ormanı’na dalan elleri baltalı cellatlar, Dörtnala gelip Uzak Asya'danAkdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim. Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplakve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim.... Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hürve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim... diyen ÜÇ FİDANI köklerinden söküp darağacında budadılar…üç beyaz güvercin uçtu Ulucanlar hapishanesinin demir parmaklıklarından, kalp çarpıntısı gibi çırpınan kanatlarının senini kimse duymadı…Ve o ÜÇ BEYAZ GÜVERCİN yüz yıllar öncesinden yankılanan Şeyh Bedreddin’in sesine kanat çırptı… Yağmur ciseliyor,Serez’in esnaf çarşısında,Bir bakırcı dükkanının karşısında ,Bedreddin’im bir ağaca asılı….Ve yağmurda ıslananYapraksız bir dalda sallanan şeyhimin,çırılçıplak etidir… Atilla Dağıstanlı 

Diğer Haberler