Sevda

Sevda

Eski zamanlarda henüz televizyonun belirli hanelere girdiği, telefonun icat edilmediği dönemlerde bir İnşaat şantiyesinde çalışanlar sohbet ediyormuş. Konu sevdalanmak... Herkes bir sevda hikayesi anlatıyormuş. Ustalar yanlarında çalışan 13 yaşlarındaki çocuğa sormuşlar. “Sen hiç sevdalandın mı?” Herkesin anlatacağı bir sevda öyküsü olunca, çocuk elindeki küreği toprağa sert bir şekilde saplamış “Sevdalandım tabi” demiş. Kendinden emin duran çocuğun atarlı tavrı, ustaların tuhafına gitmiş. “Kime lan, kimi seviyorsun” diye sormuşlar. “başçavuşun karısını” demiş çocuk. O inşaatın yan tarafındaki evde yaşıyormuş başçavuşun karısı. Güzel kalçalı, dolgun bacaklı, uzun etek giyen yürürken salınan seksi bir kadınmış. Kocası geldiğinde, kapıyı çalarken bile çok narin eli titreye titreye basarmış zile. Kavga ettiklerinde başçavuşun karısının sesi duyulurmuş mahallede. Başçavuş kadını sakinleştirmek için dört dönermiş etrafında. Başçavuş ile karısının ilişkisi mahallenin dilinde. İşçiler, çalışırken ön cephede o gün kimin çalışacağının kavgasını yaparmış ki başçavuş ile karısını izlesinler. Genelde gündem başçavuş ile karısı olurmuş. “Ulan adam altına sıçıyor kadından, askerler ona, o kadına selam duruyor” “kadın da kadın ama” İşçilerden biri sevgilisinden ayrılmış, anlatıyormuş “ya bi alım bir çalım sanki başçavuşun karısı” Çocuk bu muhabbetlerin içinde kalınca, sevdanın en büyüğünü seçmiş kafasına göre. Eksik kalmamak için diğerlerinden, ya da güldürmemek için kendisine bir sevda bulmuş Başçavuşun karısı... Şimdi ekranlara baktığımda toprağa küreği saplayıp, anlamını dahi bilmediği “sevdaya” kapılanları görüyorum. “Kime sevdalandın” diye sorunca “başçavuşun karısını” diyen 13 yaşındaki çocuk saflığında değil belki. “Bilmiyorum, bu konuda fikrim yok” ya da “benim uzmanlık alanım değil” deme olgunluğuna erişememiş ham yetişkinlerin pişkinliğinde... Bir ekran sevdası... Arzu Yıldız

Diğer Haberler